egebireyselgelişim insanca bir yaşam için paylaşalım

Özgürlük kaderimdir Burada, temel olarak psikoloji, ruh sağlığı, kişisel gelişim, eğitim ve öğrenim konuları ile genel olarak toplumsal yaşamın ve dünyanın iyileşmesine, yaşam kalitemizin artmasına katkıda bulanabileceğine inandığınız her türlü konudaki içerikleri paylaşabilmenizi arzuluyoruz. İlginizi çeken haberleri, etkinlikleri, bilgileri, kendi yaşam deneyimlerinizi, duygularınızı, fikirlerinizi, projelerinizi, sorunlarınızı, arayışlarınızı, kaynaklarınızı, ilgilerinizi, becerilerinizi, yaratıcılıklarınızı paylaşmanızı arzuluyoruz.

Bu ortamın oluşturulmasındaki temel amaç; aydınlanmış, barışcı ve özgür bireylerin gelişimine, sağlıklı aile ve toplumun oluşumuna ve birleşik insanlık kültürünün gelişmesine katkı sağlamaktır. Bu amaçlarımıza; insancıllık, vicdanilik ve kişisel sorumluluk ilkelerine sadık kalınarak ulaşılabileceğinin bilincindeyiz. Bloglarımızda yayımlanan ve paylaşılan her türlü yazı, resim, film ve diğer iletişim unsurlarına ilişkin telif halarına ve diğer yasal yükümlüklere uyulması yayımlayan yazarların sorumluluğundandır. Üyelerimizin ve yazarlarımızın, sitemizin temel amaç ve ilkeleri ile insani etik ilkeleri titizlikle gözeteceğine ve aktif katılımcılar olarak bu ortama katkıda bulunacaklarına inanıyoruz.

Kapalı Alanlarda Sigara İçme Yasağı Başladı

admin0 Mayıs 19th, 2008

TÜTÜN ÜRÜNLERİNİN ZARARLARININ ÖNLENMESİ ve KONTROLÜ HAKKINDA KANUN: Kapalı alanlarda sigara içme yasağı başladı

Diğer ülke kanunlarıyla kıyaslandığında kişilere oldukça kapsamlı bir koruma getiriyor.  Kanunun amacı:

  • Kişileri ve gelecek nesilleri tütün ürünlerinin zararlarından korumak,
  • Herkesin temiz hava soluyabilmesini sağlamak.

 Hükümler:

  • Sigara paketlerinin üzerinde sadece yazı değil, resimli uyarılar da yer alabilecek.
  • Televizyonlarda rol gereği bile olsa sigara görüntülerine yer verilemeyecek.
  • Bu tarihten itibaren sigara firmaları, topluma faydalı da olsa hiçbir etkinliğe sponsor olamayacaklar.

Sigara ve tütün ürünlerinin kullanılamayacağı alanlar:

  • Kamu hizmet binalarının kapalı alanları,
  • Her türlü eğitim, sağlık, üretim, ticaret, sosyal, kültürel, spor ve benzeri amaçlı özel hukuk kişilerine ait olan ve birden çok kişinin girebileceği (ikâmete mahsus konutlar hariç) binaların kapalı alanları, 
  • Taksi, dolmuş ve otobüsler,
  • Demiryolu, denizyolu ve havayolu toplu taşıma araçları,
  • Okul öncesi eğitim kurumları, dershaneler, özel eğitim ve öğretim kurumları dahil olmak üzere ilk ve orta öğrenim kurumlarının, kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında

Sigara içilmeyecek.

Sigara ve tütün ürünlerinin kullanılabileceği istisnai alanlar:

Kanunun istisnaları son derece sınırlı. Sigara içimi için özel alan oluşturulabilecek bazı yerler de farklı öncelikler dikkate alınarak yasada belirlendi :

  • Yaşlı bakım evlerinde,
  • Ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde,
  • Ceza infaz kurumlarında,
  • Şehirlerarası veya uluslararası güzergâhlarda yolcu taşıyan denizyolu araçlarının güvertelerinde

Sigara içimi için özel alanlar oluşturulabilecek.

Otelcilik hizmeti verilen işletmelerde tütün ürünleri tüketen müşterilerin konaklaması için tahsis edilmiş odalar organize edilebilecek.

Sigara ve tütün ürünlerinin kullanılamayacağı açık alanlar:

  • Açık havada yapılan her türlü spor, kültür, sanat ve eğlence faaliyetlerinin yapıldığı yerler ile bunların seyir yerlerinde tütün ürünleri kullanılamıyor.
  • Ancak bu tesislerde, tütün ürünlerinin tüketilmesine mahsus alanlar oluşturulabilecek.

Kanunun 19 Temmuz 2009’da Yürürlüğe Girecek Hükümleri:

Sigara içilebilen alanların daraltılması çerçevesinde, özel hukuk kişilerine ait olan lokantalar ile kahvehane, kafeterya, birahane gibi eğlence hizmeti verilen işletmelerde sigara içilen alanlar ve koşulları da tespit edildi.

KAPALI  ALAN TANIMI:

  • Sabit veya seyyar bir tavanı veya çatısı (çadır, güneşlik vb. dâhil) olan, kapıları, pencereleri ve giriş yolları dışında bütün yan yüzeyleri geçici veya kalıcı olarak tamamen kapatılmış alanlar,
  • Aynı şekilde tavanı veya çatısı olup yan yüzeylerin toplam alanının yarısından daha azı açık bulunan yerler

“kapalı alan” olarak değerlendirilecek ve bu alanlarda tütün ürünleri  19 Temmuz’dan itibaren tüketilemeyecek.

İÇENE – İÇİRENE – KAMU GÖREVLİLERİNE YAPTIRIMLAR

BİREYLERE : Yasaya aykırı davranışlarda bulunan şahıslara “Kabahatler Kanunu”na göre yaptırım uygulanacak:

  • Yasak olan yerlerde sigara içenler 62 YTL,
  • Yere sigara izmariti ve paketi atanlar 23 YTL

para cezası ödeyecek.

İŞLETMELERE  : Yasa, uyarıya rağmen ilgili yükümlülüklerini yerine getirmeyen işletme sorumlularına 500 YTL’den 5.000 YTL’ye kadar para cezası verilmesini getiriyor.

KAMU GÖREVLİLERİNE: Kanunun uygulanması konusunda kendilerine yüklenen görevleri yerine getirmeyen kamu görevlilerine de ilgili disiplin hükümlerine göre disiplin cezası verilecek.

Dünya Sağlık Örgütü Tütün Kontrolü Çevre Sözleşmesi

Türkiye’de 1996 yılında yürürlüğe giren yasa ile sigara içilen alanlara ilk sınırlamalar getirildi.  Bu yasa toplumda sigaranın her ortamda içilmemesi konusunda bilincin oluşmasına katkı sağladı. Türkiye’de iş yerlerinde bir süredir, özel alanlarda sigara içilebiliyordu. Türkiye 2004 yılı Aralık ayında Dünya Sağlık Örgütü’nün Tütün Kontrolü Çevre Sözleşmesine 43. ülke olarak imza attı.  Sözleşme 168 ülke tarafından imzalandı. 154 ülke sözleşmeyi onaylayarak taraf haline geldi.

ULUSAL TÜTÜN KONTROL PROGRAMI:

TKÇS’nin imzalanmasını takiben Sağlık Bakanlığı koordinasyonunda Ulusal Tütün Kontrol Programı hazırlanarak 7 Ekim 2006 tarihinde Başbakanlık Genelgesi ekinde yayımlandı. Ulusal Tütün Kontrol Programı çerçevesinde hazırlanan 2008-2012 Eylem planı 12 Aralık 2007’de kamuoyuna duyuruldu.
TÜTÜN KONTROL PROGRAMININ TEMEL HEDEFİ:

2012 yılına kadar ülkemizde 15 yaşından büyüklerde sigara içmeyenlerin oranını %80’in üzerine çıkarmak, 15 yaşından küçüklerde ise %100’e yakın olmasını sağlamaktır.

Yasa uygulaması   3 ana başlık altında toplanıyor.  

A. Tütün ürünlerine talebin azaltılmasına yönelik önlemler:

  • Halkı bilgilendirme, bilinçlendirme ve eğitim faaliyetleri
  • Sigarayı bırakmanın teşviki
  • Fiyat ve vergilendirmenin düzenlenmesi
  • Çevresel tütün dumanına maruziyetin (pasif içicilik) önlenmesi
  • Reklâm, promosyon ve sponsorluk tedbirleri
  • Denetim ve bilgilendirme faaliyetlerini

İçeriyor ve 19 Mayıs’tan itibaren uygulamaya giriyor.

B. Tütün arzının ve tütün ürünlerinin kullanımının  azaltılmasına yönelik önlemler

  • Yasadışı ticaretin önlenmesi
  • Gençlerin tütün ürünlerine ulaşabilirliğinin engellenmesi
  • Tütün üretimi ve alternatif politikalar oluşturulmasını
    Kapsıyor.

C maddesini “Tütün kullanımı ve ulusal tütün kontrol programının  izlenmesi, değerlendirmesi ve raporlanması “ oluşturuyor.
                        

Dünyanın En Yaşlı Ağacı İsveç Köknarı

erbaygul Nisan 17th, 2008

Dünyanın en yaşlı ağacı İsveç KöknarıDünyanın en yaşlı ağacı İsveç’te. Afrika köknarlarının en yaşlı ağaçlar olduğu biliniyordu.İsveçli araştırmacılara göre dünyanın en  yaşlı ağacı, İsveç’te hala ayakta olan 9 bin 550 yıllık bir köknar  ağacı.

İsveçli araştırmacılara göre dünyanın en  yaşlı ağacı, İsveç’te hala ayakta olan 9 bin 550 yıllık bir köknar  ağacı.İsveç’teki Umeaa Üniversitesi araştırmacıları,  “Bu büyüleyici İsveç’in orta kesimlerindeki buluş, Dalara’daki Fulu dağında yapıldı. Bu çok büyük bir sürpriz, çünkü bu köknar türünün bu bölgelerde daha geç bir dönemde yetiştiğini düşünüyorduk” dedi.

Bilim adamları, daha önce en yaşlı ağaçların Kuzey Afrika’daki 4 bin ya da 5 bin yıllık köknarlar olduğunu düşünüyordu.

Araştırma ekibinden Profesör Leif Kullman, bugüne kadar dünyanın en yaşlı ağacının 2004′te kayıtlara geçirildiğini, bu sırada İsveçli araştırmacıların bölgedeki türlerin sayımını yaptıklarını belirtti.

Profesör Kullman, keşiflerinin iklim değişikliğinin daha iyi anlaşılmasına olanak sağlayacağını düşündüğünü de söyledi.

Hürriyet

Televizyon ve yazılı medya insanları hipnoz ediyor

admin0 Nisan 11th, 2008

Televizyon ve yazılı medya insanları hipnoz ediyorTürkiye’de geniş halk kesimlerine hipnozun ne olduğunu, kendi yararlarına nasıl kullanabileceklerini öğretmek amacıyla kurulmuş ilk sivil toplum kuruluşu olan Omni Hipnoz Akademisi (OMNİ), hipnozun ne olduğunu öğretmek ve insanların kendi özgür bilinçlerinin farkında olmasını sağlamanın önemine değinmek için bir basın açıklaması yaptı.

Bilinçaltı öğrenen bir aygıttır

İnsanların hipnoz dendiği zaman irkildiğini ve beyinlerini kontrol altına alan bir sihir zannettiklerini söyleyen OMNİ Başkanı Dr.Bülent URAN; “Hipnoz insan bilincini kontrol altına almaktır. Bilinçaltı dediğimiz programlanabilir kısmına istediklerimizi yaptırabilmektir. Ama bir gerçek vardır. Aslında hiç kimsenin zihni kolay kolay kontrol edilemez. Peki neden bu kadar kolay kontrol edilir? Çünkü hipnoza karşı olan hipnozumuz dolayısıyla. Doğduğumuz andan itibaren anne babanın kontrolü altında büyürüz. Bilinçaltı öğrenen bir aygıttır. Hayatta kalmak için öğrendiklerini güçlü bir şekilde uygulama gücüne sahiptir. Bizim gibi geri kalmış toplumlarda otoriteye itaat hayati önem taşır. Bebek doğduğu andan itibaren başının belaya girmemesi için itaat etmesi gerektiğini öğrenir. Hayatta kaldıkça da daha çok itaat etmeye başlar. Anne babaya, öğretmene, din adamlarına, komutana, kocaya sürekli otomatik itaat başlar. Bilinçaltı kendinden güçlü olduğuna karar verdiği herkesin kendinden daha iyi bildiğine ve onların dediklerinin itiraz edilemez doğrular olduğuna inanır. Her fanatik ve dayanaksız inancın ardında bilinçaltının bu programlanması yatar. İşte bu programlanma başlı başına bir hipnozdur. Toplumun bu hazır hipnozu sayesinde insanlar kolayca aldatılmakta, manipüle edilmekte, yönetilmektedir” dedi.

Televizyon ve yazılı medya insanları hipnoz ediyor

Televizyon ve yazılı medyanın başlı başına bir hipnoz etme aracı olduğunu savunan OMNİ Başkanı Dr.Bülent URAN; “Reklamların hepsi en ince hipnoz etme tekniklerine göre hazırlanır. Toplumun büyük kemsi insanın bilincinin ne olduğunu bilmez. Özgür bilincini nasıl kullanacağını bilmez. Çünkü onu hiç tanımamıştır. Kendisine yutturulan yanlış bilgileri kendi bilinci zanneder. Bu bilgilerin en doğru olduğunu zanneder. Hatta körü körüne savunur. Özgür bilinç sorgulamaktır. Özgür bilinç her türlü manipüle etme tekniklerini savuşturacak güce sahiptir. Ama insanlar bu güçlerinin farkında değildir. Otoriteye otomatik itaate alışmış bir zihin özgür bilincin eyleme geçmesini istemez. Kişi kazara özgür bilincini kullanmaya başladığı anda hemen içine bir sıkıntı doğurtur. Başka düşüncelere zihni kaydırtır. Her özgür düşünmeye başladığında sıkıntı hisseden kişi düşüncelerinin yanlış olduğu kanısına kapılır ve eski yerleşik kalıplarına geri döner” dedi.

Türk insanı kolay hipnoz oluyor

Türk insanının kolay hipnoz olmasından dolayı kolayca ayakta uyutulduğunu savunan OMNİ Başkanı Dr.Bülent URAN; “Türk insanı sporla uyutulur, dinle uyutulur, politikayla uyutulur, korkuyla uyutulur. Hipnozla uykudan uyanması önlenir. Halbuki hipnoz insanları ayaküstü uyutmanın tam tersi amaçlar için kullanılabilir. İnsanın sağlığı ve mutluluğu için kullanılabilir. Hipnozla bir çok iyileşmez sanılan hastalığı sadece zihnin gücünü kullanarak iyileştirmek mümkündür. Hipnoz insan zihnini kullanmanın ve belli bir amaca yöneltmenin en kolay aracıdır” dedi.

Türkiye’de geniş halk kesimlerine hipnozun ne olduğunu, kendi yararlarına nasıl kullanabileceklerini öğretmek amacıyla kurulmuş ilk sivil toplum kuruluşu olan Omni Hipnoz Akademisi (OMNİ), hipnozun ne olduğunu öğretmek ve insanların kendi özgür bilinçlerinin farkında olmasını sağlamanın önemine değinmek için bir basın açıklaması yaptı.

Bilinçaltı öğrenen bir aygıttır
İnsanların hipnoz dendiği zaman irkildiğini ve beyinlerini kontrol altına alan bir sihir zannettiklerini söyleyen OMNİ Başkanı Dr.Bülent URAN; “Hipnoz insan bilincini kontrol altına almaktır. Bilinçaltı dediğimiz programlanabilir kısmına istediklerimizi yaptırabilmektir. Ama bir gerçek vardır. Aslında hiç kimsenin zihni kolay kolay kontrol edilemez. Peki neden bu kadar kolay kontrol edilir? Çünkü hipnoza karşı olan hipnozumuz dolayısıyla. Doğduğumuz andan itibaren anne babanın kontrolü altında büyürüz. Bilinçaltı öğrenen bir aygıttır. Hayatta kalmak için öğrendiklerini güçlü bir şekilde uygulama gücüne sahiptir. Bizim gibi geri kalmış toplumlarda otoriteye itaat hayati önem taşır. Bebek doğduğu andan itibaren başının belaya girmemesi için itaat etmesi gerektiğini öğrenir. Hayatta kaldıkça da daha çok itaat etmeye başlar. Anne babaya, öğretmene, din adamlarına, komutana, kocaya sürekli otomatik itaat başlar. Bilinçaltı kendinden güçlü olduğuna karar verdiği herkesin kendinden daha iyi bildiğine ve onların dediklerinin itiraz edilemez doğrular olduğuna inanır. Her fanatik ve dayanaksız inancın ardında bilinçaltının bu programlanması yatar. İşte bu programlanma başlı başına bir hipnozdur. Toplumun bu hazır hipnozu sayesinde insanlar kolayca aldatılmakta, manipüle edilmekte, yönetilmektedir” dedi.

Televizyon ve yazılı medya insanları hipnoz ediyor

Televizyon ve yazılı medyanın başlı başına bir hipnoz etme aracı olduğunu savunan OMNİ Başkanı Dr.Bülent URAN; “Reklamların hepsi en ince hipnoz etme tekniklerine göre hazırlanır. Toplumun büyük kemsi insanın bilincinin ne olduğunu bilmez. Özgür bilincini nasıl kullanacağını bilmez. Çünkü onu hiç tanımamıştır. Kendisine yutturulan yanlış bilgileri kendi bilinci zanneder. Bu bilgilerin en doğru olduğunu zanneder. Hatta körü körüne savunur. Özgür bilinç sorgulamaktır. Özgür bilinç her türlü manipüle etme tekniklerini savuşturacak güce sahiptir. Ama insanlar bu güçlerinin farkında değildir. Otoriteye otomatik itaate alışmış bir zihin özgür bilincin eyleme geçmesini istemez. Kişi kazara özgür bilincini kullanmaya başladığı anda hemen içine bir sıkıntı doğurtur. Başka düşüncelere zihni kaydırtır. Her özgür düşünmeye başladığında sıkıntı hisseden kişi düşüncelerinin yanlış olduğu kanısına kapılır ve eski yerleşik kalıplarına geri döner” dedi.

Türk insanı kolay hipnoz oluyor

Türk insanının kolay hipnoz olmasından dolayı kolayca ayakta uyutulduğunu savunan OMNİ Başkanı Dr.Bülent URAN; “Türk insanı sporla uyutulur, dinle uyutulur, politikayla uyutulur, korkuyla uyutulur. Hipnozla uykudan uyanması önlenir. Halbuki hipnoz insanları ayaküstü uyutmanın tam tersi amaçlar için kullanılabilir. İnsanın sağlığı ve mutluluğu için kullanılabilir. Hipnozla bir çok iyileşmez sanılan hastalığı sadece zihnin gücünü kullanarak iyileştirmek mümkündür. Hipnoz insan zihnini kullanmanın ve belli bir amaca yöneltmenin en kolay aracıdır” dedi.

 

OMNİ HİPNOZ AKADEMİSİ - OMNİ
www.omnihipnoz.org& bilgi@omnihipnoz.org
Telefon-Fax: 0.312.223 60 09 - 0.532.345 15 46

Kan tahliliyle depresyon teşhisi

cemasl Mart 14th, 2008

Basit kan tahliliyle depresyon teşhisi konulabileceği bildirildi.

ABD’de bir tıp dergisinde yayınlanan makaleye göre, araştırmacılar beyinde depresyonla doğrudan bağlantılı protein tespit etti. Araştırmacılar, kan tahlilinin, depresyon ilaçlarının işe yarayıp yaramadığını da birkaç gün gibi kısa sürede gösterdiğini belirtti.

Uzmanlar, proteini tespit için 16 depresyon hastasının beynini inceledi. Sonuçları depresyondan uzak şekilde yaşayarak ölen kimselerinkiyle karşılaştıran araştırmacılar, depresif hastaların beyinlerinin lipid (yağ) hücrelerinde “Gs Alfa” adını verdikleri proteini tespit etti. Yağ hücrelerinin arasında “sıkışıp kalan” proteinin sinir hücreleri arasındaki iletişimi canlandırma yeteneği azalıyor. Depresyon ilaçları, proteinin serbest kalarak sinir hücrelerinin iletişimini kolaylaştırmasına yardımcı oluyor.

Araştırmacılar, ilacın işe yarayıp yaramadığını da 3-5 gün içinde yine kan tahliliyle anlayabiliyor. Eskiden ilaç tedavisinin işe yarayıp yaramadığı ise bir aydan önce belli olmuyordu.

Cinselliği yepyeni bir politik çözümlemenin odağına oturtmak

admin0 Mart 13th, 2008

  • İktidarda olmak siyasetçiyi nasıl etkiliyor?
  • Kendini doğrulayan kehanet olarak cinsel iktidar
  • Cinsel hayatın esrarını çözmek için tek yol, kişinin kendi esrarını çözmesidir
  • Cinselliği yepyeni bir politik çözümlemenin odağına oturtmak
  • İktidarın cinselliğe bakış açısının değişmesi zamanı artık gelmiştir
  • Siyasi iktidarın cinsel iktidar üzerinde olumlu ya da olumsuz etkileri nedir?
  • İktidar cinsel gücü, cinsel güçte iktidarı arttırmaktadır
  • Güç ve iktidara ulaşmak insanoğlunun en temel haz kaynaklarından birisidir
  • Türk kadını Kadir İnanır tipi erkeği çekici buluyor

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED), siyasal iktidar ve cinsel güçle ilgili, cinselliği yepyeni bir politik çözümlemenin odağına oturtacak iddialarda bulunarak, cinselliğin daha özgürce tartışılmasının ve iktidarın cinselliğe bakış açısının değişmesinin zamanın artık geldiğini açıkladı.

İktidarda olmak siyasetçiyi nasıl etkiliyor?
Kendini diğerlerinden ayırıp, daha yüksek, daha güçlü ve daha dokunulmaz bir yerde gören erkeklerin, cinsel yaşamlarında kendilerini daha güçlü hissederek daha aktif olma beklentisine bilinçdışı sahip olabileceklerini söyleyen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Toplumun kaderine hükmetme gücünde yani iktidarda olan erkeklerin cinsel olarak daha aktif olmaları gerekir gibi bir kehanet kurmaları sık rastlanan bir durumdur. Uygun olmasa da herhangi bir beklenti oluştuğunda, kişiler genellikle bu beklentileri ile uyumlu hareket etmeye çalışırlar. Yazgı çağırma, sakınan göze çöp batarmış, kırk gün deli dersen deli olur, ben sana demiştim türünden ifadelerin işaret ettiği kendini doğrulayan kehanet kavramına göre; doğru ya da yanlış herhangi bir kehanet, inanç veya beklenti, bu tanımlamayı doğrulayacak yeni bir davranış ortaya çıkarmakta ve bu olayın sonucunu veya kişinin davranışını etkilemektedir. Sonuçta, beklentiler gerçek olmaktadır. Sonuçta, sanki sihirli bir güç sayesinde beklenti doğrulanır. Örneğin, bir kişiyi suçlu diye nitelemek ve ona bu şekilde davranmak, suçlu olduğu beklentisine karşılık kişinin içindeki suçlu davranışları ortaya çıkarmasına neden olabilmektedir. Bir başka örnekte; iktidarı ele geçiren bir erkek cinsel yaşamda daha fazla aktif olmak gibi bir davranış sergileyebilir. Buradaki süreç, gerçek olduğuna inanılan şeylerin gerçekleşmesi olarak açıklanabilir. Yani kişi cinsel hayatta nasıl davranacağına ilişkin bir beklentiye girmekte, partnerine karşı bu beklentiye uygun bir tutum sergilemekte ve partneri de onun tutumuna uygun davranışlar geliştirmektedir. Böylece bilimsel olarak başlangıçta gerçekliği olmayan bir şey gerçekleşmiş olmakta, daha fazla cinsel aktivitelere girişilmekte hatta çapkınlık diye tarif edebileceğimiz davranışlar artabilmektedir” dedi.

Kendini doğrulayan kehanet olarak cinsel iktidar
Erkeklerin genellikle çevrelerinde olup biten her şeyin kontrolleri altında olmasını istediklerini ifade eden ve bu nedenle olaylar ve kişiler hakkında beklentiler oluşturma eğiliminde olduklarını savunan CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Beklentiler insanın olduğu her yerde varlığını gösterir ve davranışlarımızı yaratır. Beklentilerini kontrol altına alan kişi aslında cinsel yaşantısını da kontrol altına almış olur. Çünkü insanlardan, olaylardan, genel olarak hayattan beklentilerin analizi yapılarak sahip olunacak bilinç sayesinde hayata olumlu tutum ve yaklaşım içinde olmak mümkün olacaktır. Çünkü inançlar, mevcut cinsel bilgiler ve hisler cinsel hayatta yapılan seçimleri etkiler ve bu seçimler sonucunda kişiler kendilerine güven kazanır ya da kaybederler. Kişinin kendisine duyduğu güven sürekli olarak artıp azalabilir ve bu kendini gerçekleştiren kehanet haline gelir. Sonuç olarak, cinsel yaşamda daha aktif olma davranışında tüm düşünce ve enerji aslında bu noktaya yoğunlaştığından başarıya ulaşmak kolaylaşmakta, belki de daha kolay bir hale gelmektedir. Kendini gerçekleştiren kehanet olarak bilinen bu kavrama göre; kişi eğer kendisini iktidarda hissediyorsa, algılarında uyumsuzluğa neden olmamak için cinselliği hayatına daha fazla sokacak ve sonuçta cinselliği daha fazla yaşaması beklentisinin gerçekleştiğini görecektir. Kendini doğrulayan kehanet olarak cinsel iktidar kavramı şu ilkelerden oluşmaktadır: İnsanlar kişiler ve olaylar hakkında belirli beklentiler oluştururlar. Çeşitli yollar ile bu beklentilerini belirtirler. Genellikle davranışlarını beklentilerine uyumlu hale getirecek şekillerde karşılık verirler. Sonuçta orijinal beklenti gerçekleşir. Böylece kendini doğrulayan kehanet konusunda bir kısır döngü oluşur” dedi.

Cinsel hayatın esrarını çözmek için tek yol, kişinin kendi esrarını çözmesidir
Cinsel iktidarın yaş ilerledikçe azalmasının doğal olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Cinsel güç, beyinden çıkan uyarıların omurilikteki sinirlerle penise ulaşması ve penisin uzunluğu boyunca bulunan iki süngersi cismin kanla dolarak penisi dikleştirmesi biçiminde olaylar zincirine dayalıdır. Ruhsal, sinirsel ya da damarsal nedenler bu olaylar zincirinde kopukluk yaparak, iktidarsızlığa neden olabilir. Erkeğin cinsel iktidarı, genellikle onun kendini ailesel, toplumsal, siyasal ve ekonomik anlamda da iktidar hissetmesiyle doğru orantılıdır. Evlilikten önce ve evliliğin ilk yıllarında erkeğin cinsel iktidarı daha yüksektir. Yani cinsel iktidar erkekte yaşa, kişiliğe ve çevreye, aynı zamanda kadının yaşına, vücut yapısına bağlıdır. Cinsel güç yalnızca yaşlanmayla azalmaz. Sigara, stres, alkol ve beslenme de iktidarsızlığı tetikleyebilir. CİSED olarak yaptığımız araştırmalara göre, 40 yaşını geçen erkeklerin %50’i ara sıra iktidarsızlık sorunu yaşamaktadır. 35 yaşın altındaki erkeklerde ise bu sorunun kaynağı genellikle psikolojiktir. Bu nedenle kişinin kendini tanıması ve yeterliliklerinin farkında olması önemlidir. Çünkü kişi kendi içindeki bilinmeyeni bilmeden, başka hiç kimseyi tanıyamaz. Cinsel hayatın esrarını çözmek için tek yol, kişinin kendi esrarını çözmesidir. Cinsel olarak yaşanan bu varoluşsal süreçte kişi kendi içinde ne kadar derine inerse, partnerinin de kadar derinine iner, onu anlar, cinsel gücüyle bedenini ve ruhunu korkusuzca paylaşır” dedi.

Cinselliği yepyeni bir politik çözümlemenin odağına oturtmak
Eskiden imparatorların güç ve iktidarlarını doğrudan Tanrı’dan aldıklarına inandıklarının altını çizen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Cinselliğin Tarihi adlı eserinde Michel Foucault cinsellik sorununa bir iktidar sorunu çerçevesinden bakar ve bunu yaparken kabul gören iktidar kuramlarını reddederek siyasi iktidar sahibi erkeklerin kendilerine daha çok güvendiklerinden bahseder. Foucault’ya göre sadece sınırlayıcı değil üretici bir niteliğe de sahip olan iktidar; sayısız noktadan çıkan ve bu noktalar arasındaki değişken simetri ve asimetri ilişkileri boyunca işlerlik gösteren karmaşık bir mekanizmadır. Bu iktidar anlayışıyla birlikte cinselliği yepyeni bir politik çözümlemenin odağına oturtmak mümkündür. Cinsellik dediğimiz şey, insanın otantik benliği ya da doğası ile ilintilendirebileceğimiz bir sabit değil iktidar mekanizmaları tarafından üretilen hoş bir duygudur. Çünkü toplumsal, psikolojik ve fizyolojik etkenler bilimsel olarak cinselliğe yön vermektedir. Bu anlamda cinsel özgürlüklerin yasaklayıcı bir iktidarın değil, bilme istencini ön plana koyan ve cinselliği halkın kendini tanıma sürecinin temel belirleyicilerinden biri olarak gören üretken bir iktidarın ürünü olabileceğine inanıyoruz” dedi.

İktidarın cinselliğe bakış açısının değişmesi zamanı artık gelmiştir
Cinselliğin yaşanması karşısında insanların izlediği bazı davranış kalıplarının olduğunun altını çizen  CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Yasaklama, yok sayma, suskun kalma, meşrulaştırma ve yüceltme insanların cinsellik konusunda izlediği davranış kalıplarının başında gelir. Bu kalıpların tartışılması ve iktidarın cinselliğe bakış açısının değişmesi zamanı artık gelmiştir. Bu çerçevede anaokulundan başlayarak cinsel eğitimin verilmesini, ergenlik ve evlilik öncesi cinsel danışma ve rehberlik hizmetlerinin ve yine evlilik öncesi anne, baba ve eş eğitimlerinin yasal olarak zorunluluk haline getirilmesini CİSED olarak acil bir düzenleme olarak bekliyoruz. Hatta üniversitelerimizde Seksoloji Ana Bilim Dalı’nın kurularak Seksolog, Cinsel Terapist veya Cinsel Tıp Uzmanı yetiştirilmesinin gerekliliğini savunuyoruz. Ayrıca annelik ve babalığın kutsal bir görev olduğuna inanıyoruz ve dünyanın en ucuz mesleği olarak algılanmasına karşıyız” dedi.

Siyasi iktidarın cinsel iktidar üzerinde olumlu ya da olumsuz etkileri nedir?
Siyasi iktidarın cinsel iktidar üzerinde olumlu ya da olumsuz etkilerinin olabileceğine dikkat çeken CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Helen Andel erkek liderlerin psikolojik yapılarının siyasal alanda başarı ile uyumlu olduğuna dikkat çekmektedir. Yani erkekler daha girişken, daha otoriter, daha faal, daha kararlı ve daha baskın oldukları için liderliğe daha yatkındırlar. Kaldı ki Max Weber’e göre iktidar aslında meşrulaşmış asgari bir rıza çerçevesinde uygulanan  güçtür. Güç iktidarın ayrılmaz bir öğesidir. İktidar salt olarak devlet ve devleti oluşturan mekanizmayla bağlantılandırılmamalıdır. İktidar mücadeleler ve karşı karşıya gelmeler yoluyla toplumsal ve cinsel ilişkileri dönüştüren, güçlendiren bir süreçtir. İktidar her yerde hazır ve nazırdır. Her an, her noktada, daha doğrusu bir noktayla bir başka nokta arasındaki her irtibatta ürüyor olmasından kaynaklanır. İktidar her yerdedir. Her şeyi kapsadığından değil, her yerden geldiğinden dolayı her yerdedir. Bu nedenle iktidar cinsel güce çok benzer. Kendini cinsel anlamda güçlü ve iktidarda hisseden, bütün iradelerini ve enerjilerini başka insanlara kendi güçlerini kabul ettirmek için harcayan erkekler kadınlara genellikle daha çekici gelmektedirler. Ayrıca kadınlar da genellikle güç ve iktidar sahibi erkeklerin daha anlayışlı, daha güçlü, daha karizmatik ve sıcak olacağına dair bir beklenti içindedirler. Güç ve iktidar sahibi erkeklerde genellikle bu kehaneti doğrular tarza davranmaktadırlar. Çünkü cinsellik bir varoluş nedenidir, kendini yeniden üretmek için değil, bollaştırmak ve yenilemek için yaşanmaktadır. Cinsellik evlilik bağı tertibatından yola çıkarak ve onun çevresinde kurulmuştur. Yani iktidar ilişkileri cinsellik gibi var oldukları yerde doğrudan üretici bir rol oynamaktadır” dedi.

İktidar cinsel gücü, cinsel güçte iktidarı arttırmaktadır
Cinselliğin çeşitli yansımalarının olduğunu savunan CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Toplumun temel yapı taşlarından biri olan aileyi oluşturmak, ticaret öznesine sahip olmak, ekonomik faaliyetlerle ilgili olmak, haz ve arzu nesnesi olmak, siyasal işlemlere konu olmak, ahlaki ya da sorumlu kılma amacıyla girişilen ideolojik kampanyaların öznesini oluşturmak, sorun yaşandığında tanı ve tedaviye müsait olmak cinselliğin çeşitli yansımalarıdır. Bütün bu unsurlar yaşanılan cinselliğin etrafında şekillenmekte ve bu yaşanılanlar gündelik hayatta söylemlere yol açmaktadır. Bu nedenle güç ve iktidar sahibi erkekler genellikle hem biraz övünebilmek hem de güçten yorulan ruhlarını biraz dinlendirebilmek için cinselliği daha fazla yaşama eğilimi içine girebilirler. Ancak hükmetme arzusu ve gücü erkeğin iktidar anlayışına katkı yapsa da kontrol edilmediğinde en büyük zaaflardan biri haline gelebilir. En korkulan zaaf ise cinselliktir. Cinsel davranışa değer katan şey, kişinin hükmedilmesi zor iktidar gücü karşısında, haz duygusunu ahlaki çerçevede yaşamasıdır. Rasyonel ve ahlaksal olarak kabul edilebilir bir tutum sergileyebilmek için kişinin diğerleri üzerinde uyguladığı iktidarda dâhil her alanda kendisinden daha güçlü olabilecek nefsine yönelik kesin bir kontrole sahip olmasıdır. Hatta iktidarın, politika arenasında olduğundan bile daha büyük bir öneme sahip olduğu yatakta erkekler güçlerini yalnızca fiziksel performanslarıyla değil kendi görkemlerini parlatacak konuşmalarla pekiştirmeye çalışabilirler, bu da sık rastlanan bir durumdur. Bazen bunun tersi durumlara da rastlanabilir, yani aşırı sorumluk duygusu ve yoğun çalışma temposu cinsel istekte azalmaya yol açabilir. Ayrıca CİSED olarak yaptığımız araştırmalara göre; sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşam insanı daha çok iktidarlı, daha sağlıklı, daha canlı ve daha genç tutmakta, iktidar cinsel gücü, cinsel güçte iktidarı arttırmaktadır” dedi.

Güç ve iktidara ulaşmak insanoğlunun en temel haz kaynaklarından birisidir
Yapılan çalışmaların kadınların genellikle kaderlerine hükmeden güçlü ve iktidar sahibi erkekleri daha çekici bulduklarını gösterdiğini söyleyen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Aslında baba otoritesine ve erkeğin üstünlüğüne dayanan Türk toplumunda iktidar kavramını ile cinsel güç kavramı arasında bir ayırım yapmak oldukça zordur. Çünkü pek çok kadın kılıbık ve güçsüz erkekten hazzetmez, bu feministleri kızdırır belki ama, kadınlar genellikle erkeğin doğal yapısından gelen iktidarın ve gücünün tezahürlerini görmek isterler. Tabi burada fiziksel şiddetten söz etmiyoruz. Bunu geçmiş çocukluk döneminde yaşananlara bağlamak doğru olur. Cinsel kimlik 3-6 yaşlarında kız çocuklarının anneyi, erkek çocuklarının babayı benimsemesi ile gelişir. Klasik psikanalitik yapı içerisinde kız çocuğu için bu dönem elektra kompleksi olarak isimlendirilir. Elektra kompleksi teorisi ana hatlarıyla kız çocuğunun güç ve otoriteyi temsil eden babaya karşı özlem duyduğu ve anneye karşı kıskançlık hatta haset ve düşmanlık beslediğini iddia eder. Bize burada ışık tutacak olan şey kız çocuklarının yaşadıkları ve hissettikleri olmalıdır. Tabloya dinamik açıdan bakacak olursak kendi cinsel kimliğinin farkına varmış ve kadın olma rolünü benimsemiş bir kız çocuğu sosyal bir rol olarak otorite durumundaki erkeklere karşı bilinçdışı bir yönelim yaşayacak, gelin veya eş olma rolünü oynayacaktır. Kadınlar güce sahip olan erkeği kontrol ederek elde etmek isteyeceklerdir. Çünkü güç ve iktidara ulaşmak insanoğlunun en temel haz kaynaklarından birisidir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de genellikle baba otoriter roldedir. Yani dışa karşı aileyi savunan, düzeni sağlayan, aile birliğini elinde tutan, gelir sağlayan kişidir. Her şeyden önce eşi ve çocukları için güven kaynağıdır. Çocuklar, genellikle babayı anneye göre daha güçlü, daha bilen, daha çok saygı uyandıran kişi olarak bilirler. Anne ise çocuğun yanındadır. Şefkat doludur. İlgi ve sevgisini bebeğe tutarlı ve dengeli şekilde verebilir. Babanın hayat arkadaşı, besleyen, büyüten, evde sıcaklık ve sevgi sağlayan kişidir. Böyle ailede büyüyen kız çocuklar otoriteyi sevmeyi ve ona hayranlık beslemeyi öğrenirler” dedi.

Türk kadını Kadir İnanır tipi erkeği çekici buluyor
Ülkemizde 3 tip erkek tipinin var olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Bunlardan birincisi Kadir İnanır tipi erkek yani güçlü, otoriter, karizmatik, güven veren ve ölümüne seven. İkincisi Tarık akan tipi erkek yani sevecen, anlayışlı, eşitlikçi, romantik ve çağdaş. Üçüncüsü ise Cüneyt Arkın tipi erkek yani arada kalan, Araf’ta kalan. Toplumsal olarak baktığımızda ülkemiz kadınları genellikle Kadir İnanır tipi erkeğe karşı daha duyarlıdır, daha çok yönelim içindedir. İktidarın ayartıcılığına olan tutkunluklarıyla kadınlarımız; güç ve iktidara hayranlık ve ona sahip olma düşüncesini daha fazla yaşamaktadırlar” dedi.
CİNSEL SAĞLIKENSTİTÜSÜ DERNEĞİ - CİSED

Kızlık zarı ile ilgili binlerce yıllık tabuyu yıkan iddialar

admin0 Mart 5th, 2008

  • Kızlık zarı ile ilgili binlerce yıllık tabuyu yıkan iddialar
  • Halka yanlış anlatılıyor
  • Kızlık zarı doğuştan esnek ve deliktir
  • İlk gece için tavsiyeler
     

Kızlık zarıyla ilgili binlerce yıllık tabuyu yıkan iddialarCinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED), kızlık zarıyla ilgili binlerce yıllık tabuyu yıkacak bir iddiada bulunarak, normal yapıdaki kızlık zarının ideal şartlar altında ilk cinsel ilişki deneyiminde ve sonrasında kanamayacağını, yırtılmayacağını, delinmeyeceğini, patlamayacağını, ağrı ve acı yapmayacağını açıkladı. CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe yeni çıkan ve cinsellik konusunda en çok satanlarda ilk sırada bulunan “Vajinismus’un Üstesinden Gelmek” adlı kitabında kızlık zarı ile ilgili binlerce yıllık cinsel tabuları yıkacak, inanç ve fikirleri değiştirecek iddialarda bulundu.
 
Kızlık zarı ile ilgili binlerce yıllık tabuyu yıkan iddialar
Kızlık zarının vajina deliğinin ağzında, yaklaşık 1.5-2 cm içeride incecik bir mukoza tabasından oluştuğunu belirten ve bu zarın sadece insanlarda ve ilk çağlardan beri en yakın dostlarımız olan atlarda bulunduğunun altını çizen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Atlarda vajinismus sorunu yok. Çünkü insanlar gibi kendilerini kasmazlar, insanlar gibi korkuları ve tabuları yoktur. İlk gece ve kızlık zarı ile ilgili tabuların yıkılması kadınlarda başta vajinismus ve orgazm olamama, erkelerde ise iktidarsızlık ve erken boşalma gibi sorunların ortaya çıkmasını zorlaştıracaktır. Çünkü hiç bir insan sevginin paylaşılmasının en güzel yollarından biri olan cinselliği yaşarken bir sınava tabi tutulmamalıdır. Bu günahtır, yazıktır. Avrupa’da kızlık zarı kanaması ve ilk gece ile ilgili tabular veya kaygılar yoktur. İlk gece yanlış ve defolu başlayan bir evlilik genellikle bütün bir ömür boyu aynı şekilde devam edecektir. Türkiye’de cinsellik bir ’sınav’, erkeklik ve bekaretin bir ispatı gibi görülmektedir. Bu ülkede erkeklerin yaklaşık %70′inde, kadınların ise %80′inde cinsel sorunlar varsa, bunun nedeni yanlış cinsel mitlerdir ve bunun artık yıkılma vakti gelmiştir” şeklinde konuştu.

Halka yanlış anlatılıyor
Kızlık zarının ve ilk gecenin, halka yanlış anlatılan ve insanları yanlış beklentilere itilen bir konu haline getirildiğini vurgulayan CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Anormal bir kızlık zarı olabilir, bunlar çok nadir görülür. Genellikle kızlık zarları aynıdır. Ben 13 yıllık meslek hayatımda binlerce hasta gördüm. Bu hastalarımla yaptığım çalışmalarda kızlık zarının, yırtılmayacağına, kanamayacağına veya acımayacağına dair bir beklenti oluşturduğumuzda bunun gerçekleştiğine tanık olduk. Toplum olarak bizler kızlık zarının kanayacağına inandığımız ve kendimizi kan görmeye şartlandırıldığımız için bu gerçekleşiyor” diye konuştu.

Dr. Keçe, özellikle genç kızların kabusu haline gelen ‘ilk gecede’ çiftlerin ve ailelerinin kızlık zarının kanamasını beklemesinin gelin ve damat üzerinde korkunç bir baskı meydana getirdiğinin altını çizdi. Bu gerginliğe birde düğün öncesi ve sonrası gerilimlerinde eklenmesiyle çiftin gerdek odasına oldukça gergin bir halde girdiğini anlatan Dr. Keçe, bu psikolojik baskı ortamı içerisinde ideal cinsel ilişki şartlarının oluşmadığını ve bunun sonucunda da geline büyük acılar yaşatan kanamaların ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.

CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe, şöyle devam etti: “Evlenmeden önce gelin ve damadın gerginlikleri yavaş yavaş artmaya başlar. ‘Senin annem şunu istedi, benim babam şöyle dedi’, takılar, hangi evde oturulacağı gibi tartışmalar gelin ve damadı gerginleştirir. Bu gerginlik düğün gününe sirayet eder. Düğün günü herkes normal giyinmişken gelin ve damat farklı kıyafetler içindedir. Herkesin gözü gelin ve damadın üzerindedir. Normal hayatta bile her zaman yaptığımız işi yaparken bütün insanlar bize baksa tedirgin oluruz. Düğünlerde, kavga gibi olay çıkarmak bizim millet olarak en kötü alışkanlıklarımızdandır. Bu gerginlikler arasında gelin ve damat gerdeğe girer. Bu kez yatak odasına girdikleri andan itibaren farklı bir gerilim başlar. Kapıda kan görme beklentisiyle nöbet tutanlar vardır. Kız tarafı kızının sağlam olup olmadığını kontrol etmek için bekler, çünkü bu namus meselesi olarak algılanır. Erkek tarafı da oğlunun bu işi yapıp yapmadığını görmek için kapıda bekler, kan damadın erkekliğin ispatıdır. Dışarıdaki bu gerginlik içeriye yansır. İçeride ise cinsel bilgi almamış, sağdıçlık kurumun ortadan kaldırıldığı bir ülkede ne yapacağını bilemeyen çift iyice gerilmiştir. Erkek hep şunu düşünür, ‘ya sertleşmezse’, ‘ya ben içeriye girmeden inerse’ diye. Bu erkeklerin en büyük ve dayanılmaz korkularından biridir. Erkeğin bütün düşünceleri penisindedir. O an karısının duygularını veya endişelerini anlayacak durumda değildir. Çünkü dışarıda bekleyenlere karşı kendini ispat etmek zorunda hisseder. Bu nedenle erkek, karısı tam olarak hazırlanmadan, onun duygularını okşamadan, uzun bir ön sevişme yapmadan direkt ilişkiye girer. Bu arada erkeğin kafasında, ‘biraz sonra sevdiğim kadının canı yanacak, kan gelecek’ düşüncesi de vardır. Hiç bir erkek sevdiği kadına bunu yaparken rahat olamaz. Kadın ise biraz sonra bir şeyler yaşayacak ve bunun sonucunda bir tarafı yırtılacak, delinecek, kanayacak, canı yanacak diye korkar. Çok ilginçtir gelin bir taraftan da ‘ya kanamazsa’ diye endişelenir. Çünkü kan olmadığı zaman da en iyi ihtimalle doktora götürülecek, aşağılanacak, dövülecek, belki töre gereği öldürülecektir.

Kadının durumuna bakar mısınız? Kanasa bir dert, kanamasa ayrı bir dert. Bu şartlarda kadının, kendini rahat bırakmasını, haz almasını, yeterince ıslanmasını bekleyebilir miyiz? Tabi ki hayır. Kadın kendini ne kadar kasarsa, ne kadar çok kuruluğu olursa, erkek ne kadar çok acele ederse, kanama, ağrı ve acı o kadar artar. Ve sanki bu kadermiş gibi, sanki Tanrı’nın bir emriymiş gibi algılandığında da toplumsal bir beklenti haline gelir” dedi.

İlk gece rahat ve huzurlu olan, yeterli ön sevişme yapan, kasılma ve gerginlik yaşamadan birlikte olan çiftlerin de nadir olarak var olduğunun altını çizen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Bazı çiftler ilk gece rahat oluyorlar, kanama ve ağrı gibi sorunlar yaşamıyorlar. Ancak bu kez de, erkeğin kafasında ‘acaba bu kız daha önce başka biriyle ilişkiye mi girdi?’ diye bir korku meydana geliyor ve eşini doktora götürüyor. Çünkü normalde olması gereken bu duruma alışık olmayan veya beklemeyen çiftin kafası karışabiliyor” ifadesini kullandı.

Kızlık zarı doğuştan esnek ve deliktir
Kızlık zarının genellikle doğuştan esnek ve delik olduğunu söyleyen ve bunun kanıtı olarak da kadının adet görmesini gösteren CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “İdeal şartlar altında ilk gece normal bir kızlık zarı kanamaz, ağrı ve acı yapmaz. Ancak kadın kendini ne kadar kasarsa, ne kadar çok kuruluğu olursa, erkek ne kadar çok acele ederse kanama, ağrı ve acı o kadar artar. Penis ve vajinanın görevi neslin devamını sağlamak için birleşmektir. Yemek yerken kuru kuruya bir lokmayı çiğnemeden yutmaya çalışırsak boğazımızı tahriş etmez mi? Kızlık zarının acıması ve kanamasının en büyük nedenlerinden biri yanlış beklentilerle yapılan yanlış işlemlerdir. Bu nedenle ideal şartlar altında cinsel ilişki öneriyoruz.

İdeal şart nedir? Erkek acele etmeyecek, karısının duygularını ve bedenini uzun uzun okşayacak, kadın kendini kasmayacak ve ıslanması tam olduğunda cinsel ilişkiye girilecek. Normal bir kızlık zarı ideal cinsel birleşmede yırtılmaz, delinmez ve kanamaz. Hafif bir açılma olur, bu da dışarıdan anlaşılmaz ve gelip geçer. Kasılmış bir vajinaya penis girdiğinde acı yapar. Kadın rahat, huzurlu, gevşemiş, ıslanması tamamlanmış, penis acele etmeden girmiş ise bunda hiç bir sorun çıkmaz. Yüzlerce, binlerce vaka ile bunu kanıtladık. ‘Vajinismus’un Üstesinden Gelmek’ adlı kitabımızda bunları detayları ile anlattık” dedi.

İlk gece için tavsiyeler
İlk gecenin kanamasız ve acımasız atlatılmasın mümkün olduğunu altını çizen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; çiftlere şu önerilerde bulundu: “Her iki cinste de ilk gece korkusu veya sorunları yaşanabilir, bu normal ve doğal bir durumdur. Ancak yukarıdaki bilgilerin ışığında öncelikle rahat olmaya, gevşemeye çalışın. Düğün öncesi ve sırasında yaşanan gerginlikleri bir tarafa bırakın. Cinsel ayıp, yasak veya günah olmadığı gibi, mahrem ve özel bir konudur, bu nedenle mahremiyetinize önem verin. Kendinizi rahat hissetmiyorsanız güzel bir duş alarak veya masaj yaparak daha fazla rahatlamayı deneyin. Bütün bunlara rağmen gerginliğiniz devam ediyorsa o gece yapmak zorunda değilsiniz. Ayrıca düğün ve evlilik telaşı ile cinsel ilişki isteğinizde de azalma olabilir, bu nedenle korkularınız daha fazla ön plana çıkabilir.

Erkek acele etmemelidir, karısının duygularını ve bedenini uzun uzun okşamalıdır, ona güzel sözlerle iltifatlarda bulunmalıdır. Kadın ise kendini kasmamalı ve ıslanması tam olduğunda cinsel ilişkiye girmelidir. Normal bir kızlık zarı yukarıda bahsettiğimiz ideal şartlar altında ilk cinsel birleşmede yırtılmaz, delinmez, patlamaz, kanamaz, ağrı ve acı yapmaz. Hafif bir açılma olur, bu da dışarıdan anlaşılmaz ve gelip geçer. Belirli bir süre içinde cinsel ilişki olmaz ise, hiç çekinmeden bir doktora başvurabilirsiniz.”

CİSED

 

Hayalet (Fantom) Orgazm

admin0 Şubat 27th, 2008

  • Hayalet orgazm erken boşalma şeklinde yaşanır
  • Hayalet orgazm ile hayalet ağrı arasında bir bağ var
  • Hayalet orgazm derin duyu ile ilgilidir
  • Hayalet orgazm benzeri durumlar
  • Hayalet orgazm çok nadir görülür
  • Hayalet orgazm yaşayan kişilere tavsiyeler
  • Erken boşalma için bir başvuru kitabı: “Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı”

Cinsellikte boşalma, orgazm ve hayalet orgazmBir dergide çıkan haber üzerine gündeme oturan ve çokça soru gelen bir konu haline gelip kamuoyunu meşgul eden hayalet orgazm konusunda çalışmalarıyla dikkat çeken Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği konuyu aydınlatıcı ve çok çarpıcı bir basın açıklaması yaptı.

Orgazm olmakla boşalmak aynı şey değildir
Orgazmın tıptaki son gelişmelere rağmen halen bilinmezliklerle dolu bir terim olduğunun altını çizen CİSED Başkanı Dr. Cem KEÇE; “Örneğin orgazm olmakla boşalmak aynı şey değildir. Çok yanlış bir şekilde bu iki kavram aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu da kafaları karıştırmakta ve bazen hayalet orgazm gibi, zincirleme orgazm gibi içinden çıkılmaz kavram karmaşalarına yol açabilmektedir. Boşalma bedensel bir rahatlamayken orgazm ise bu bedensel rahatlamaya ruhun eşlik ettiği çok yüksek haz veren hedonik bir durumdur. Bu nedenle genelde orgazm diye bahsedilen durumlar boşalma olarak algılanmalıdır.

Hayalet orgazm terimi de hayalet boşalma, fantom boşalma veya hayalet haz duyma olarak anlaşılmalıdır. Sarah Carmen adında bir hasta depresyon problemine yardımcı olması için kullandığı sakinleştirici ilaçların yan etkisiyle, cinsel olarak sürekli uyarılmasına yol açan PSAS sendromuna yakalanır. 24 yaşındaki Carmen, tren raylarının gıcırtısından, saç kurutma makinesinin esintisinden, fotokopi makinesinin çıkardığı gürültüden bile orgazm olmaya başlar. Günde ortalama 200 kez orgazm olduğunu söyleyen Carmen’in durumu, vücudunun cinsel organına fazla kan pompalanmasından kaynaklanmaktadır. Bu örnekte olduğu gibi orgazm hakkında insanoğlunun daha duyacağı çok şeyler olacağına inanıyorum. İşte bunlardan biri de hayalet orgazmlardır” dedi.

2 tip hayalet orgazm var

Hayalet orgazmı anlamak için ilk önce hayalet ağrı (fantom ağrı) kavramını açıklamanın doğru bir yaklaşım olacağının altını çizen CİSED Başkanı Dr. Cem KEÇE; “Hayalet ağrı; kesilen veya olmayan bir organda hissedilen ağrı için kullanılan bir kavramdır. İngilizcesi phantom pain’dır. Örneğin bacağı olmayan bir kişinin olmayan bacağında dayanılmaz bir ağrı hissetmesidir. Çünkü her şey beyinde başlar ve beyinde biter. Bu sinir sistemindeki rahatsızlıktan kaynaklanan psikolojik ve fizyolojik bir durumdur. Sonradan kaybedilen bir uzuvda hissedilen ağrı olabildiği gibi doğuştan olmayan bir uzuvda da hissedilebilir. Gerçek olmayan bir ağrıdır. Hayalet orgazm iki şekilde tanımlanabilir. Birinci hayalet orgazm tipi; cinsel deneyim sonrası genital bölgelerin dışında kesilen veya doğuştan olmayan bir bacak, ayak, kol veya vücudun başka herhangi bir noktasında hissedilen hazzın ardından kasılmalarla ortaya çıkan rahatlama ve gevşeme halidir. Cinsel birleşme sırasında yaşanabildiği gibi gece rüyada boşalma biçiminde de ortaya çıkabilir ve daha çok bacağı kesilenlerde ve omurilik yaralanması geçiren kişilerde görülür. İnsan vücudunda çok sayıda erojen bölge vardır, en çok bilinenleri genital bölgede yer alan penis, makat, vajen ve klitoristir. İkinci hayalet orgazm tipi ise; sünnet, doğum sırasında oluşabilecek yırtıkların önlenmesi için yapılan kesiler (epizyotomi) gibi genital bölge ameliyatları veya travmaları sonrası bu bölgelere cinsel bir uyarı olmadan veya erojen bölgelere ritmik temaslar sonrası fizyolojik olarak saniyeler içinde cinsel organlarda oluşan ritmik kasılmalar ve buna eşlik eden tatlı duyumlar olarak tanımlanabilir. Yani hayalet orgazmın belirtileri ameliyat geçirilen veya travmaya maruz kalan genital bölgelerde hissedilebilir veya kişi orgazm oluyormuş gibi bir hisse kapılabilir. Bu tip hayalet orgazm yeni iyileşmeye başlayan bir yaradaki tatlı tatlı kaşınma veya gıdıklanma gibi hissedilebilir” dedi.

Hayalet orgazm erken boşalma şeklinde yaşanır

Hayalet orgazm hissinin ameliyat öncesi hissedilen orgazma tam olarak benzemeyeceğini ifade eden CİSED Başkanı Dr. Cem KEÇE; “Hayalet orgazm ile cinsel temas sonrası yaşanan gerçek orgazm arasında farklar vardır. Gerçek orgazm; ruhsal ve bedensel bir rahatlama yaratır, seks esnasında, erkeğin penisindeki adaleler ile kadının cinsel organları uyarılır ve gerginleşir, bu gerilim cinsel ilişkinin en yüksek noktasına geldiğinde, eşlerin her ikisi de çok yoğun bir zevk hisseder, bu fiziksel ve ruhsal bir zevktir. Eşlerin yaşadığı bu duruma gerçek orgazm veya en heyecanlı noktaya ulaşmak denilir. İstemsiz ve zevk veren kasılmalarla aniden ortaya çıkan bir durumdur. Hayalet orgazm ise; sadece bedensel bir rahatlamaya yol açar, çoğu kez tatlı bir kaşıntı veya gıdıklanma hissi gibidir, kişide yarım bırakılmış gibi ekşi bir tat bırakabilir, en heyecanlı noktaya ulaşmak mümkün değildir ve boşalma sonrası gerginlik devam eder. Ayrıca hayalet orgazmlar genellikle hem kadında hem de erkekte erken boşalma şeklinde yaşanır” dedi.

Hayalet orgazm ile hayalet ağrı arasında bir bağ var

Hayalet orgazm ile hayalet ağrı arasında da bir bağ olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Dr. Cem KEÇE; “Bu duruma hayalet (fantom) denmesinin nedeni, bacaklarını ya da kollarını kaybeden insanlarda, kesilmiş bacak ya da kolla ilgili ağrı duyumlarına hayalet ağrı denmesidir. Bacağı kesilen bir hasta cinsel ilişkiden sonra olağanüstü bir şekilde bacağında hoş duyulardan bahsedebilir. Ancak bu normal ilişkiyi olağanüstü kılan durum orgazmın yoğunluğu değil duyguların hissedildiği bölgedir. Çünkü hasta orgazmını kesilmiş bacağında hissedebilir. Bilindiği üzere beyin korteksi üzerinde cinsel organların ve bacakların uyarılma bölgeleri komşudur. Bu nedenle bacakları kesilen hastalar bazen yoğun cinsel dürtü sonrası orgazm yaşayabilirler. Çünkü sinirsel uyarılar komşu olan diğer bölgeye sıçrayabilir. Yani bacağı olmadığı halde, kişi bacağı varmış gibi ağrı hissedebilir. Çünkü bacağından beyne ağrı duyusunu iletecek sinirler olmadığı halde, beyinde bacakla ilgili ağrı duyusunu hissedecek sinir hücreleri hala sağlamdır. Bu sinirlerin daha çok psikolojik gereksinimlerle uyarılması ağrı duyusunu ortaya çıkarabilmektedir. Hatta bazı vakalarda omurilik kesisi olsa dahi cinsel organlardan başka yollarla beyne uyarı gitmesi söz konusu olabilir. Bunun için en olası durum yemek borusu, gırtlak, mide, bağırsaklar, akciğerler ve kalbi kontrol eden iç organ sinir yollarıdır. İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre hayalet orgazm aslında beynin kendi kendine yarattığı, kurduğu bir şeydir. Yani kişinin hissettiği şeyler beyin tarafından farklı algılanabilir ve hayalet orgazm görüntüsü ortaya çıkabilir” dedi.

Hayalet orgazm derin duyu ile ilgilidir

Penis veya vajina travmalarından sonra erken müdahalenin şart olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Dr. Cem KEÇE; “Yapılan çalışmalar penis veya vajina travmalarından sonra erken müdahale ile hayalet orgazm hissinin görülme oranındaki azalma, olayın derin duyu (proprioseptif duyu) ile ilgili olabileceğini düşündürmüştür. Son yıllarda, insanlarda ve hayvanlarda nöroelektirik kaynaklı görüntüleme (Neuroelectric Source Imaging) ile yapılan çalışmalarda, hayalet orgazm ile beyindeki birincil dokunma duygusunun yeniden organize olmasının (primer somatosensoriel kortikal reorganizasyon) direk ilişkisi ortaya konulmuştur. Hayalet orgazmda beyinin yeniden organizasyonunun (kortikal reorganizasyon) nasıl oluştuğu, hayalet orgazmın organizasyondaki fonksiyonel yönü ve aralarındaki ilişki konusu halen araştırmaya açıktır. Somatosensoriyel uyarılma potansiyelleri ve EEG üzerine etkileri hakkında çalışmalar her geçen gün artmaktadır. Diğer bir görüşe göre ise, genital bölgelerdeki travmalardan veya ameliyatlardan sonra serbest sinir uçlarındaki ağrı reseptörlerinden (çeşitli uyarıları alabilen ve duyu organlarının yapısında bulunan özelleşmiş hücre, hücre grupları veya sinir uçları) yani beyin dışındaki diğer tüm doku ve organlardan gelen artmış uyarılar (periferik inputlar) bağımsız bir şekilde hayalet orgazma ya da kortikal reorganizasyona neden olmaktadır. Hayalet orgazm ve kortikal reorganizasyon aslında aynı fenomenin (görüngü) değişik şekillerde yansımasıdır. Bu artmış periferik inputu oluşturan faktörün, olayın ezik sinir ucundaki aşırı büyüme bağlı oluşan sinir yumağı (nörinoma) olduğunu bildiren çalışmalar mevcuttur. Nörinomalar tıpkı küçük bir epileptik odak gibi davranmakta ve beyne devamlı orgazm sinyalleri göndermektedir. Nörinomlu bölgede palpasyonda,elektrik çarpar tarzda şiddetli orgazm hissi yaşanabilir. Bu nedenlerle sinirin nerede kesintiye uğradığını anlamak için sinirin uyarılıp nerede uyarının gitmediğini yani bozukluğun nerede ve ne miktarda olduğunu araştıran yeni metotların uygulanmasına ihtiyaç vardır” dedi.

Hayalet orgazm benzeri durumlar

Cinsel alanda çalışan ruh sağlığı profesyonellerinin hayalet orgazm konusunda tatmin edici eğitim ve bilgi birikimine sahip olmadığının altını çizen CİSED Başkanı Dr. Cem KEÇE; “Hayalet orgazm durumuyla karşılaşmak için ille de bir uzvun eksikliği gerekmez. Hayalet orgazm, özellikle genç insanlarda ve beklenmedik genital travmalar veya ameliyatlar sonrası oluşan ağır ruhsal sıkıntılardan sonra daha sık görülmesi nedeniyle psikolojik kökenli olarak değerlendirilmiştir. Kişinin yaşadığı ağır ruhsal travmalar, sünnet, doğum sırasında oluşabilecek yırtıkların önlenmesi için yapılan kesiler (epizyotomi) gibi genital bölge ameliyatları veya travmaları, çocukluktan başlayan ruhsal ve cinsel gelişim bozuklukları, cinsellikle ilgili abartılı değer yargıları, yanlış cinsel tutum ve davranışlar, cinsel eşe yönelik olumsuz duygular, cinsellikle ilgili geçmiş travmatik yaşantılar ve kişinin fizyolojik özellikleri hayalet orgazm benzeri durumlara yol açabilir. Ayrıca bazı insanlar gençlik yıllarından itibaren cinsellikten söz etmekten bile kaçınırlar. Cinselliği içeren konulardan rahatsızlık duyarlar, dolayısıyla mastürbasyon yapmak onlar için son derece itici, hatta kaygı vericidir. Kimileriyse cinsellikle ilgili duygularını bastırmayı tercih ederken kimileri cinselliğin zevk vermekten çok uzak bir şey olduğunu düşünür. Bir grup da cinsel performanslarının yeterince iyi olmadığını düşünür. Bütün bu durumlar psikolojik baskıya yol açarak orgazm problemlerine yol açabilir. Bu kişilerde hayalet orgazm benzeri durumlar veya aşırı bastırılmış dürtülerin sonucunda hayali orgazmlar yaşanabilir. Hatta sünnet sonrası ilk 3 ay penis başında aşırı duyarlılık oluşabilirse de bu zaman içerisinde kaybolur ve hayalet orgazma neden olabilen bu duruma penis başı aşırı duyarlılığı denir” dedi.

Hayalet orgazm çok nadir görülür

Hayalet orgazm vakalarının çok nadir görüldüğünü ve yaşayanların da bu duruma anlam vermekte zorlandıklarını söyleyen CİSED Başkanı Dr. Cem KEÇE; “Hayalet orgazm; kişide genelde sorun yaratmaz, kabul edilebilir ve zamanla azalma eğilimine girer ya da kaybolur. Ancak bazen büyük problem oluşturabilir, sıkıcı bir karaktere bürünebilir. Bu durumda gün boyu ya da belirli  uyaranlarla (klitorise veya penise dokunma, bacak arasına bir cisim yerleştirme gibi) hissedilebilir ve genellikle kronikleşebilir. Hatta bazı yurtdışı olgularda depresyon, hatta intihar nedeni olabileceği bile bildirilmiştir” dedi.
 

Hayalet orgazm yaşayan kişilere tavsiyeler

Akut yani aniden başlayan hayalet orgazmın bir belirti, kronik yani yerleşmiş ve sürekli hayalet orgazmın ise bir hastalık olabileceğinin altını çizen CİSED Başkanı Dr. Cem KEÇE; “Çünkü kronik hayalet orgazm yaşayanların yaşam kalitesi zamanla düşebilir. Bir süre sonra bu kişilerde depresyon ortaya çıkabilir. Herkese haz veren bir durum bu kişiler için zor bir durum yaratabilir. Zamanla kişide iyileşmeye yönelik umutlar tükenir” dedi ve hayalet orgazm yaşayan kişilere şu tavsiyelerde bulundu: “Orgazm insan cinsel yanıtının son aşaması olmakla beraber, ne cinselliğin tek keyfidir, ne de cinsel etkinliğin tek hedefidir, cinsel hazlarımız içinde önemli bir yeri vardır, ama tek haz değildir. Beynimizi kapatıp duyularımıza odaklandığımızda birçok haz yaşarız, bunların birçoğu orgazm anından daha uzun sürelidir. Sadece orgazmı hedefleyerek hissetmek alınabilecek hazları azaltır. Genital bölgede hissedeceğiniz duyumların mutlaka orgazmla sonlanması da gerekmez. Başka bir deyişle orgazm olup olmamak, tek başına cinsel doyumu belirlemez. Ayrıca çok sıkıntı yaratıyorsa psikoterapi almak için psikoterapiste, nörektomi veya semptomatik nörinom tedavisi almak için bir uzmana başvurabilirsiniz.”

Erken boşalma için bir başvuru kitabı: “Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı”

Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı adlı kitabın alanında ilk ve mutlaka okunması gereken bir başyapıt olduğunu söyleyen CİSED Başkanı Dr. Cem Keçe; “Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; başta erken boşalma sorununu yaşayan erkekler, erken boşalmaktan endişe duyan genç erkekler, çocuklarının erken boşalmaması için neler yapılması gerektiğini öğrenmek isteyen ebeveynler olmak üzere; cinsel terapistlere, cinsel danışmanlara, medya mensuplarına ve konuyla ilgilenen herkese sesleniyor. Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; hastalar için oku ve cinsel sorunlarını anla, erken boşalmanı kontrol et; cinsel terapistler, hekimler, psikologlar ve psikolojik danışmanlar için oku ve iyi et; anne ve babalar için oku ve çocuğunu cinsel hastalıklardan koru; gençlerimiz için oku ve cinsel sorun yaşama; medya mensupları içinse oku ve cinsel sorunlar hakkında doğru bilgilendir mantığı hazırlanmış bir başvuru kaynağıdır. Cinselliğin Dayanılmaz Ağırlığı; erken boşalma sorunu yaşayan erkeklerin kendi kendilerine veya eşleriyle birlikte sorunun üstesinden nasıl gelebileceklerine odaklanmış bir rehber kitaptır, büyük bir bilgelikle ve empatiyle yazılmış bir başucu eseridir, herkesin anlayabileceği bir üslupta yazılmış bir cinsel tedavi kitabıdır. Özellikle boşalma refleksi üzerinde denetim kazanmayı hedefleyen erkeklerin evde yapabilecekleri egzersizlerin işe yararlılığını kanıtlayan tavsiyeler ve vaka örnekleriyle doludur” dedi.

CİNSEL SAĞLIK ENSTİTÜSÜ DERNEĞİ - CİSED

Doymak bilmiyor musunuz? İşte sebebi…

erbaygul Şubat 10th, 2008

Bir türlü doymak bilmiyorsanız masanızı donattığınız yiyeceklere bir göz atın… Belki de seçiminizi yanlış yapıyorsunuzdur.

Çünkü bazı yiyecekler sizi kurt gibi acıktırırken bazıları uzun süre tok tutar. Peki hangi yiyecekler acıktırır, hangileri iştah kapatır?…

İştah kapatan yiyecekler

Avokado: B6 vitamini deposudur. Kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Tok tutan avokadoyu kendinizi aç hissettiğiniz zamanlarda yiyebilirsiniz.

Çavdar Ekmeği: Yapılan diyetlerin hepsinde kepek ekmeğinden bahsedilse de aslında çavdar ekmeğinin tok tutan etkisi yadsınamaz. Hatta beyaz buğday ekmeğine göre yüzde 50 oranında daha fazla doyma hissi verir.

Dil Peyniri: Gün içerisinde açlık hissettiğinizde atıştırabileceğiniz faydalı bir gıda olmasının yanında proteinli yapısından dolayı tok tutma özelliğine de sahiptir.

Böğürtlen: Kendinizi aç hissettiğinizde bir kase yoğurdun içine karıştıracağınız böğürtlen sizi bir süre tok tutar. Böğürtlen çok fazla antioksidan içerir, bu nedenle de yararlıdırlar.

Sardalya: Protein deposudur. Kan şekeri seviyesinin dengelenmesini sağlar. Bu sayede tokluk hissi verir. Ayrıca metabolizmanın harekete geçmesini sağlar.

Elma: Yapılan diyetlerde ara öğün olarak elma tavsiye edilir bunun nedeni ise tok tutucu özelliğinin olmasıdır. Kalorisi az olan elmayı acıktığınızda yerseniz bir süre daha tok hissedersiniz.

Kepekli Makarna: Günlük gıda tüketiminde önemli bir yere sahip olan lifli besinlerdendir. Bu besinler yendikten sonra hacimlerinin yüzde 20’si kadar genişleme özelliğine sahip oldukları için tokluk hissi verirler.

Esmer Pirinç: Kan şekerini dengede tutarak açlık hissinin önüne geçen karbonhidratların başında gelen esmer pirinç, uzun süre acıkmamanızı sağlar. Bu nedenle yemeklerinizde esmer pirince yer verin.

Yulaf Ezmesi: Tokluk ve şişkinlik hissi veren besinlerin başında gelir. Fakat yulaf ezmesini süt ile değil su ile yapmakta fayda vardır. Sütle yapıldığında ise sütü tercih edin.

Badem: Günde iki avuç düzenli olarak yenecek bademin, tokluk hissi vererek obeziteye karşı müzadelede yararlı olduğu yapılan araştırmalar ile kanıtlanmış bir gerçek.

Brokoli: Brokolide vücuttaki insulin dengesini koruyan krom bulunur. Kan şekerinin düşmesini engelleyen krom sayesinde açlık hissetmezsiniz.

Yumurta: Çok pişmiş yumurta da tok tutan yiyecekler arasındadır. Hazırlanması kolay olan yumurta protein açısından da zengindir. Protein sizi tok tuttuğu için kolay kolay acıkmazsınız.

Donmuş Yoğurt: Dondurma isteğinizi donmuş yoğurt yiyerek karşılayabilirsiniz. Meyveli donmuş yoğurt yediğinizde hem karnınızı tok tuttuğunu hissedecek, hem de fazla kalori almamış olacaksınız.

Sebze Çorbası: Çorba, atıştırmak için ideal olmasa da az kalorisi ve tok tutan etkisi ile idealdir. Acıktığınızda bir kase çorba açlığınızı bastırır.

Çilek: Canınız çok fazla tatlı istediğinde bir kap dolusu çilek yiyebilirsiniz. Çileklerin üzerine bir tatlı kaşığı pudra şekeri de dökerseniz tatlı yemiş kadar olursunuz. Ayrıca çilek tok hissetmenizi sağlar.

Balık: Balıkta bulunan iyot, tiroit hormonlarının yapımı için gereklidir ve açlık duygusunun gelişmesini engeller.

Ihlamur: Yemek saatine yakın içilen ıhlamurun, hastalıklara faydasının yanı sıra iştahı kapatan etkisi de var.

Tok kalmak için yapmanız gerekenler

Glisemik endeksi düşük besinler: Sürekli acıkıyor ve bunun önüne geçmek istiyorsanız, glisemik endeksi düşük besinleri tüketmelisiniz. Glisemik endeks, yenilen herhangi bir besinin kan şekerini yükseltme yeteneğidir. Tükettiğiniz besin, kan şekerini ne kadar uzun zamanda ve az miktarda yükseltiyorsa, glisemik endeksinin düşük olduğunu belirtir. Bu besinler, bireyin daha uzun süre tok kalmasını sağlar.

Karbonhidratlar: Karbonhidratlar kepek, buğday gibi tahıl ürünlerinde, sebze ve meyvelerde bulunur. İçeriğindeki lifler, sindirim sistemini harekete geçirir. Ayrıca bu besinler insanı tok tutarak açlık hissini engeller.

Triptofan: Proteinlerin büyük bir bölümünde bulunan bir çeşit aminoasittir. Triptofan, vücutta serotoninin oluşmasında ve hücrelere taşınmasında önemli bir görev alır. Serotonin ise iştah etkisini azaltır. Özellikle muz, avokado, yulaf ve peynirde bulunur.

Krom: Krom vücuda insülin dengesini korur. Bu denge kan şekerinin düşmemesini veya azalmaması açısından çok önemlidir. Kan şekerinin düşmesi açlığa yol açar. Krom ihtiyacınızı karşılamak için fındık, ceviz gibi kabuklu yemişler ve tahıl ürünleri yemek gerekir.

Albümin: Bir tür taşıyıcı proteindir. Can sıkıntısını giderir ve iştahı kapar. Bu protein, triptofanı oluşturarak beyine taşır ve serotonin üretimini arttırır. Bezelye, fıstık ve fasulyede bulunur.

Fruktoz: Meyvelerden elde edilen doğal şekerdir. Fruktoz kan şekeri dengesini kesinlikle etkilemez. Ayrıca yemek sonrası tatlı ihtiyacı duymanızı engeller. Çilek ve bal früktozun kaynağıdır.

İyot: Tiroid hormonlarının yapımı için gereklidir. Açlık duygusunu engeller. Balık, iyotlu tuz ve soğanda bulunur.

Acıktıran yiyecekler

Greyfurt: Diyet yapıyorsunuz uzak durmanız gerekenlerden biri de greyfurttur. Kansere karşı koruyucu olan greyfurdun kötü yanı iştah açıcı özelliğinin de bulunmasıdır.

Karalahana: Karaciğer ve bazı kan kanseri türlerine de iyi gelen kara lahana, ayrıca iyi bir iştah açıcıdır.

Patates: Patatesin yapısında bulunan bileşikler kan basıncını düşürücü etki gösterir; bu endenle glisemik endeksi yüksek olan yiyecekler arasında bulunan patates, özellikle kızartma şeklinde pişirilirse çok çabuk acıkmanıza neden olur.

Kırmızı Biber: Kolesterolü önleyici özelliği bulunan kırmızı biber iştah açar. Bu nedenle acı bir yemek yediğinizde doyduğunuzu çok kolay anlayamazsınız.

Nohut: Mideyi temizleyerek iştah açan nohut, sağlık açısından yararlı olsa da kilo verirken çok fazla tüketilmemesi gereken bir kurubaklagildir.

İncir: Kilo aldırıcı özelliği bulunan incir iştah açar, bu nedenle diyet döneminde yemeniz tavsiye edilmez.

Havuç: Havucun kalorisi ve glisemik endeksi diğer sebzelere göre daha yüksektir. Bu nedenle acıktırıcı özelliği olan havucun diyetlerde bulunmaması gerekir.

Tuz: Tuz iştah açıcı özelliğe sahiptir. Çok tuzlu bir besinin ardından tatlı yeme isteğinin doğması, kan şekerinizdeki dalgalanmalar yüzündendir. Özellikle diyette tüketimden kaçınılmalıdır.

Tarçın: Kokusuyla özellikle tatlıların vazgeçilmezi olan tarçın da çok çabuk acıktıran baharatlardandır.

Mısır: Glisemik endeks değerinin yüksek olması nedeniyle kan şekeri seviyesini yükselten mısır, yendikten sonra açlı8k hissi uyandırır. Bu nedenle diyet yapanların uzak durması gereken bir besindir.

İştahınızı kesecek yöntemler

• Beyin, vücutta enerjinin azaldığını fark eder etmez açlık hissetmenize yol açan kimyasal maddeler salgılarlar. Bu kimyasal maddeleri salgılayan kısım, aynı zamanda duyguları kontrol eder ve sıkıldığımız ve kendimizi kötü hissettiğimizde hemen buzdolabına koşmamızın başlıca sebebi budur.

• Yemeklerin tadı, kokusu veya görüntüsü de açlık duygusuna neden olabiliyor.

• Yapılan araştırmalara göre, tat alma duyusunu değişik tatlarla tatmin etmek, daha az miktarla yetinmeyi sağlıyor.

• Su içmek kendinizi tok hissetmeniz açısından önemli. Ayrıca vücudunuz susuz kaldığında çoğu zaman açlık hissine benzer sinyaller gönderiyor. Bol su içmek, bedeninizin su istediği zamanlarda yemeğe yönelmenizi engelleyecektir.

• Yiyecekleri uzun süre çiğnedikten sonra yutmak, beynin vücuda giren besinleri kaydetmesine izin vermek anlamına giriyor. Bu sayede tat alma duygusu da tatmin oluyor. Böylece doyduğunuzu anlamanızla, yemeye son vermeniz arasındaki zaman kısalıyor.

• Egzersizleriniz zorlaştıkça vücut ısınız artar ve daha fazla kalori yakmaya başlarsınız. Böylece egzersizi takip eden birkaç saat boyunca iştahınız bastırılmış olur.

• Öğün aralarında dayanılmaz atıştırma duygusunu dişlerinizi fırçalayarak erteleyebilirsiniz.

MİLLİYET

Kendini Doğrulayan Kehanet Olarak Vajinismus

admin0 Ocak 24th, 2008

Cinsel Sağlık Enstitüsü - CİSED

Kendini doğrulayan kehanet vajinismusCinsel ilişkiye girememe korkusu olarak tanımlanan, bir erteleme ve kaçınma hastalığı olan vajinismus ile ilgili Cinsel Sağlık Enstitüsü yeni bir basın açıklaması yaptı. 

Her 10 kadından biri vajinismus

Vajinismusun bir erteleme ve kaçınma hastalığı olduğunu söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe; “Vajinismus; cinsel ilişkiye girme denemelerinde hafif bir kasılmadan tüm vücutta bir kasılmaya, endişe, korku, tiksinme ve panik haline, bacakların açılmalarını engelleyecek boyutlarda sıkıca kapatılmasına veya elle eşi itmeye kadar değişik şekillerde ortaya çıkabilir ve çaresizlikle yaşanır. Ülkemizde her 10 kadından birinde görülen vajinismus; kişinin kendisinin umutsuz olduğuna yürekten inandığı psikolojik kökenli bir hastalıktır” dedi.

Kendini doğrulayan kehanet nedir?

Uygun olmasa da herhangi bir beklenti oluştuğunda, kişilerin beklentileri ile uyumlu hareket etmeye çalıştıklarına dikkat çeken Cinsel Sağlık Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe; “Yazgı çağırma, sakınan göze çöp batarmış, kırk gün deli dersen deli olur, ben sana demiştim türünden ifadelerin işaret ettiği kendini doğrulayan kehanet kavramına göre; doğru ya da yanlış herhangi bir inanç veya beklenti, bu tanımlamayı doğrulayacak yeni bir davranış ortaya çıkarmakta ve bu olayın sonucunu veya kişinin davranışını etkilemektedir. Sonuçta, beklentiler gerçek olur. Sonuçta, sanki sihirli bir güç sayesinde beklenti doğrulanır. Örneğin, bir kişiyi suçlu diye nitelemek ve ona bu şekilde davranmak, suçlu olduğu beklentisine karşılık kişinin içindeki suçlu davranışları ortaya çıkarmasına neden olabilmektedir.

Bir başka örnekte; eşiyle cinsel ilişkiye girdiğinde eşinin ona zarar vereceğini, ağrı ve acı duyacağını düşünen ve buna inanan bir kadın cinsel ilişkiyi ret eden bir davranış sergileyecektir. Buradaki süreç, gerçek olduğuna inanılan şeylerin gerçekleşmesi olarak açıklanabilir. Bu süreçte hasta eşinin nasıl davranacağına ilişkin bir beklentiye girmekte, eşine karşı bu beklentiye uygun bir tutum sergilemekte ve eşi de onun tutumuna uygun davranışlar geliştirmektedir. Böylece bilimsel olarak başlangıçta gerçekliği olmayan bir şey gerçekleşmiş olmakta, cinsel ilişkiye girilememekte veya ilk gece ağrı, acı ve kanama olabilmektedir” dedi.

Çok çarpıcı bir vajinismus araştırması

Cinselliği ayıp, yasak, günah sayan bir yaklaşıma sahip olan ebeveynler tarafından cinsel duyguları engellenen kız çocuklarının ileride evlendiklerinde cinsel birleşmeden kaçınır bir hale gelebileceklerini söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe; “Cinsel Sağlık Enstitüsü 10 çiften oluşan bir vajinismus grubunda araştırma yaptı. Cinsel terapiye birlikte başlayan çiftlere Vajinismus Bilgi Testi uygulandı. Testten sonra, rastgele seçilen 5 çifte vajinismusun üstesinden çok kolay gelebilecekleri, tedavilerinin çok kısa süreceği ve üstün zekâlı oldukları söylendi. 10 çifte de aynı tedavi protokolü yani Dr.Keçe Modeli uygulandı. 1 haftanın sonunda hayret edilecek iki bulgu ortaya çıktı. Birincisi tedavilerinin çok kısa süreceği söylenen 5 çiftin cinsel terapi başarısı diğer 5 çifte göre çok yüksekti ve ortalama 4 günde tedavileri bitmişti. İkincisi ise, cinsel terapi sonunda uygulanan Dr.Keçe Cinsel Doyum Testi’nden,  tedavilerinin çok kısa süreceği söylenen 5 çift, diğer çiftlere kıyasla daha yüksek puan almışlardı. Bu araştırma sonuçlarına göre cinsel terapistin çift ile beklentisi ne yönde ise, çiftin o beklentiyi doğru çıkarttığı görülmüştür. Ayrıca bu araştırma cinsel terapistin çifte ne söylüyorsa, öyle olma ihtimalini artırdığını ve cinsel terapide sorumluluğun cinsel terapistle birlikte çiftte olduğunu da göstermiştir. Çünkü insanlar ne görmeyi istiyorsa, buna yakışan bir biçimde davranmaktadır, yani, vajinismusun üstesinden çok kolay gelebileceğine yürekten inanan cinsel terapistler de, tedavilerinin çok kısa süreceğine inanan çiftlerde haklı çıkmaktadır” dedi.

Kız çocuklarına olumsuz olarak ne denirse öyle olması kolaylaşmaktadır

Kız çocuklarına “bacaklarını kapat”, “eteğini ört”, “erkeklerden uzak dur, sana çok kötü şeyler yaparlar”, “bisiklete binme kızlık zarın yırtılır” vb sıfatlarla yaklaşıldığında, ileride cinsellikten korkma ve ilişkiye girdiklerinde çok kötü bir şey olacağı beklentilerinin artabileceğini söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe; “Kız çocuklarına olumsuz olarak ne denirse öyle olması kolaylaşmaktadır. Çünkü kız çocuklarına cinsel konularda olumsuz bir sıfatla yaklaşıldığında, onun kafasındaki olumsuz benlik imajı pekişmiş olacaktır. İnsanlar çevrelerinde olup biten her şeyin kontrolleri altında olmasını isterler, bu nedenle olaylar ve kişiler hakkında beklentiler oluşturma eğiliminde olurlar. Beklentiler insanın olduğu her yerde varlığını gösterir ve davranışları yaratır. Bu nedenle, vajinismusta istenilen sonuçlara ulaşmanın yolu düşüncelerin ve beklentilerin kontrol altına alınmasından geçer. Beklentilerini kontrol altına alan çift aslında cinsel yaşantısını da kontrol altına almış olur. Çünkü insanlardan, olaylardan, genel olarak hayattan beklentilerin analizi yapılarak sahip olunacak bilinç sayesinde hayata olumlu tutum ve yaklaşım içinde olmak mümkün olacaktır. Çünkü inançlar, mevcut cinsel bilgiler ve hisler cinsel hayatta yapılan seçimleri etkiler ve bu seçimler sonucunda kişiler kendilerine güven kazanır ya da kaybederler. Kişinin kendisine duyduğu güven sürekli olarak artıp azalabilir ve bu kendini gerçekleştiren kehanet haline gelir” dedi.

Kendini doğrulayan kehanet kavramının ilkeleri

Cinsel ilişkiyi başarabileceğine inanan kişinin başarmak için hareket edeceğini söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe “Sonuç olarak, başarısızlıktan korkulduğunda tüm düşünce, enerji aslında bu noktaya yoğunlaştığından başarıya ulaşmak zorlaşmakta, belki de imkânsız hale gelmektedir. Kendini gerçekleştiren kehanet olarak bilinen bu kavrama göre; kişi eğer kendisini cinsel ilişkiye girmede yetersiz hissediyorsa, algılarında uyumsuzluğa neden olmamak için yetersiz davranacak ve sonuçta, cinsel ilişkiyi ret ederek beklentisinin gerçekleştiğini görecektir. Kendini doğrulayan kehanet kavramı şu ilkelerden oluşmaktadır: İnsanlar kişiler ve olaylar hakkında belirli beklentiler oluştururlar. Çeşitli yollar ile bu beklentilerini belirtirler. Genellikle davranışlarını beklentilerine uyumlu hale getirecek şekillerde karşılık verirler. Sonuçta orijinal beklenti gerçekleşir. Böylece kendini doğrulayan kehanet konusunda bir kısır döngü oluşur” dedi.

Vajinismusun tedavisi: Cinsel terapi

Vajinismusun her zaman %100 tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu ve kader olmadığını söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe; “Vajinismus özel bir ilgi ve uzmanlık alanı olan cinsel terapist tarafından cinsel terapi ile tedavi edilebilir. Hipnoz destekli, içgörü yönelimli ve eğitime dayalı yoğunlaştırılmış holistik psikoterapi ve evlilik terapisi tekniklerinin yer aldığı cinsel terapinin süresi hastalığın şiddetine göre birkaç seanstan 10-12 seansa kadar değişebilir”  dedi.

Bir başvuru kitabı: Vajinismus’un Üstesinden Gelmek

 Vajinismus’un Üstesinden Gelmek adlı kitabının alanında ilk ve mutlaka okunması gereken bir başyapıt olduğunu söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe; “Vajinismus’un Üstesinden Gelmek; başta vajinismus sorununu yaşayan çiftler, vajinismus olmaktan endişe duyan genç kızlar, çocuklarının vajinismus olmaması için neler yapılması gerektiğini öğrenmek isteyen ebeveynler olmak üzere; cinsel terapistlere, cinsel danışmanlara, medya mensuplarına ve konuyla ilgilenen herkese sesleniyor. Vajinismus’un Üstesinden Gelmek; hastalar için oku ve iyileş; cinsel terapistler, hekimler, psikologlar ve psikolojik danışmanlar için oku ve iyi et; anne ve babalar için oku ve çocuğunu vajinismustan koru; genç kızlarımız için oku ve vajinismus olma; medya mensupları içinse oku ve vajinismus hakkında doğru bilgilendir mantığı hazırlanmış bir başvuru kaynağıdır. Cinsel Terapide Dr. Keçe Modeli’ne göre tedavi yaklaşımlarını anlatan Vajinismus’un Üstesinden Gelmek; vajinismus sorunu yaşayan kadınların eşleriyle birlikte sorunun üstesinden nasıl gelebileceklerine odaklanmış bir rehber kitaptır, büyük bir bilgelikle ve empatiyle yazılmış bir başucu eseridir, herkesin anlayabileceği bir üslupta yazılmış bir cinsel tedavi kitabıdır. Özellikle normal yapıdaki kızlık zarı ideal şartlar altında ilk cinsel ilişki deneyiminde ve sonrasında; kanamaz, yırtılmaz, delinmez, patlamaz, ağrı ve acı yapmaz iddiasının işe yararlılığını kanıtlayan tavsiyeler ve vaka örnekleriyle doludur” dedi.

Cinsel Sağlık Enstitüsü’nün Adres ve Telefonları

CİNSEL SAĞLIK ENSTİTÜSÜ
Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü
Web Site: www.cinseltip.org 
E-Postalar: info@cinseltip.org
MSN Messenger: cinseltip@hotmail.com 
Telefon-Fax: 0.312.346 24 24 - 0.312.212 66 26

Vajinismu’su Nasıl Yenebilirsiniz?

cemasl Ocak 16th, 2008

Vajinismus'u nasıl yenebilirsiniz?KADINA ŞİDDET GİDEREK ARTIYOR
Türkiye’de cinsel şiddetin her geçen gün arttığı, kadınların yüzde 40′ının fiziksel, yüzde 20’sinin de cinsel şiddete maruz kaldığı bildirildi.

Özel Cinsel Tıp Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe, dernek olarak gerçekleştirdikleri araştırma sonuçlarının, Türkiye’de cinsel şiddetin her geçen gün artığını gösterdiğini belirtti. Kadınları istemediği cinsel ilişkiye zorlamak, tecavüz, başka kişilerle cinsel ilişkiye girmeye zorlamak, cinsel olarak kişiyi korkutan ve kıran davranışlarda bulunmak, sürekli kadınlığını aşağılamak, telefonla, mektupla veya sözlü olarak sürekli cinsel içerikli tacizlerde bulunmak, cinsel organlara zarar vermek, namus ve töre nedeni ile baskı uygulamak gibi cinsel şiddet içeren eylemlerde artış olduğunu kaydeden Keçe, TÜBİTAK tarafından desteklenen ve 18 ay süren ‘’Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Araştırması'’nın sonuçlarının da kendi çalışmalarını desteklediğini ifade etti.

Keçe, “Araştırmaya göre cinsel şiddet her geçen gün artıyor. Kadınların, eşlerinden daha çok para kazanması, fiziksel şiddet riskini iki kat artırıyor” dedi. Aynı araştırmaya göre, Türkiye’de her üç kadından birinin dayak yediğini, aile kadar eğitim ve öğretim kurumlarında da şiddetin arttığını ifade eden Keçe, şiddetin eğitim ve öğretim kurumlarında artmasının çok düşündürücü olduğunu vurguladı.

DAHA ÇOK EVLİ KADINLAR
Keçe, cinsel şiddete uğrayan kadınların yüzde 63′ünün evli olduğunu dolayısıyla eşinden şiddet gördüğünü, yüzde 21′inin boşandığı, yüzde 7’sinin ise nikahsız birlikte yaşadığı kişinin cinsel şiddetine maruz kaldığını söyledi. Cinsel şiddet mağduru kadınların yüzde 9′unun ise akraba ya da tanıdığından şiddet gördüğüne işaret eden Keçe, araştırmanın, cinsel şiddete maruz kalan kadınların yüzde 85′inin ‘’ara sıra'’, yüzde 15′inin ise ‘’nadiren'’ cinsel şiddete uğradığını ortaya koyduğunu bildirdi. Keçe, cinsel şiddete uğrayan kadınların sadece yüzde 15′inin doğrudan mahkemeye, yüzde 12’sinin de polis merkezlerine başvurarak yaşadığı şiddete çare aradığına işaret etti.
GİZLİ KALIYOR
Cinsel şiddete maruz kalan kadınların sayısının daha fazla olduğunu tahmin ettiklerini dile getiren Keçe, şöyle konuştu: “Açıkladığımız oranlar tahmini olarak daha yüksektir. Çünkü genellikle cinsel şiddet gizli kalır ve toplum olarak bu konuların konuşulmasından pek hazzetmeyiz. Hiç şüphesiz, bu oranlar buz dağının sadece ucunu gösteriyor. Kadınların cinsel şiddet olaylarını duyurmamalarının birçok nedeni var. Bedensel ve ruhsal bir travmaya maruz kalmış kadının, topluma mağdur olduğunu ispat etmesi yükümlülüğü de vardır. Bu nedenle kadınlar cinsel şiddeti gizlerler. Kadınların yüzde 60′ı cinsel şiddetten sonra psikolojik ve tıbbi tedavi görmüyor. Pek çok kadının utanarak ya da korkarak cinsel şiddeti gizli tutma eğiliminde olduğundan bunu söylemeyeceği göz önüne alınırsa, gerçek rakamlar daha vahimdir.”
Keçe, kadınların çoğunun dayak, sövme, itip kakma gibi fiziksel şiddet uygulamalarından sonra cinsel ilişki kurmaya zorlanma, ters ilişki, ensest ilişki, çocukların önünde cinsel ilişkiye zorlanma, aşırı cinsel ilişki kurma baskısı, oral ilişki ve çeşitli aletler kullanarak ilişkiye zorlama gibi cinsel şiddete de maruz kaldıklarını dile getirdi.
Araştırmada, fiziksel şiddete maruz kalan kadınların yaklaşık yüzde 36’sının, fiziksel şiddetten sonra cinsel şiddete de uğradığını beyan ettiğini anlatan Keçe, “Kadınlar direndiklerinde veya itiraz ettiklerinde ise tecavüze uğramaktadırlar” diye konuştu.
HER MESLEKTEN VAR
Cinsel şiddetin daha çok erkekler tarafından uygulandığına dikkat çeken Keçe, şöyle devam etti: “Cinsel şiddet uygulayan erkeklerin büyük bir bölümü, gelir getiren bir işe sahip. Bu durum cinsel şiddet uygulayanların işsiz, güçsüz erkekler olduğuna dair ön yargıyı geçersiz kılmaktadır. Cinsel şiddet uygulayanlar avukat, mühendis, iş adamı, doktor, mali müşavir ve sanatçılar gibi her meslek grubundan ve her kesimden erkekler olabiliyor. Şiddet uygulayan erkeklerin, yalnızca hasta ruhlu ve alkolik olduğunu düşünmemek gerekiyor. Aralarında normal, sorunsuz davranan erkekler de çoğunlukta. Cinsel şiddet mağduru kadınların bazıları, ailelerine ve dostlarına cinsel şiddete uğradıklarını söylediklerinde kimseyi inandıramadıklarını söylüyorlar. Alkol kullanımı, cinsel şiddeti artırıyor.
Alkollü olduklarında erkekler, daha rahat cinsel şiddet uygulayabiliyorlar ve şiddeti alkolün arkasına sığınarak açıklayabiliyorlar. Ancak alkol şiddetin kaynağı değil erkeklerin kullandığı kötü bir araçtır. Hiç kimse alkol, uyarıcı ya da uyuşturucu madde etkisinde olsa da cinsel şiddet davranışlarından sorumsuz tutulamaz.”  AA.

 

- Sonraki »